Lubunya

Transseksüeller bugün dünyanın hemen her yerinde, farklı cinselliklerinin toplumda yarattığı düşmanlıklarla karşılaşıyorlar; ataerkilliği tehdit edici görüldükleri için dışlanıyor, en iyi durumda yok sayılıyorlar. Türkiye’de transseksüellerin durumunu onların kendi ağızlarından dinleyerek saptamayı, sorunların üstünü örtmek yerine görünürlük kazandırmayı amaçlıyor bu kitap. Transseksüellerin kendilerini ifade etmelerinin bir aracı olduğu kadar, toplumumuzun genelde cinsiyet ve cinsellik hakkında ne düşündüğünü de ışık altına getiriyor: Transseksüellere duyulan öfke ve iğrenme nereden kaynaklanıyor?

On bir kişiyle yapılmış röportajlardan oluşan Lubunya’da Selin Berghan’ın araştırmasına yön veren temel soru, transseksüellerin toplumsal cinsiyet kimliklerini ve bedenlerini inşa ederken, mevcut ataerkil sistemi hangi noktalarda dönüştürdükleri, hangi noktalarda yeniden ürettikleri. Bu amaçla transseksüelliğin, eşcinsellik ve travestilikten farkının altını çizen yazar, transseksüellerle yaptığı konuşmalarda, çocukluk, aile ortamı, ana babayla ilişkiler, ilk cinsel deneyimler, kişilerin cinsiyet rolleriyle uyum ya da uyumsuzlukları, çevreden gelen baskılar, “tedavi olmak”, fuhuş piyasası, fiziksel değişimler, ameliyat olma, kadınlık ve erkeklik, ve toplumun transseksüelleri “ötekileştirmesi” gibi temaları inceliyor.

Araştırma, transseksüellere bakışı etkileyecek, ilgili değer yargılarını sorgulamaya yöneltecek pek çok veçheye sahip. En önemlisi, bu röportajlar gösteriyor ki, mesele transseksüellerle başlayıp bitmiyor, transseksüeller aslında toplumdaki cinsellik ve beden politikalarına ilişkin daha genelleşmiş sorunların küçük bir parçası.


Bölüm I, Konu ve Metodoloji, s. 9-16

Bu çalışmaya başlarken aklımdaki temel soru, transseksüellerin toplumsal cinsiyet kimliklerini ve bedenlerini inşa ederken, ataerkil sistemi hangi noktalarda yeniden ürettikleri ve hangi noktalarda dönüştürdüklerine ilişkindi. Ancak araştırmanın henüz başında konuyla ilgili yeterli ve doğru bilgi sahibi olan kişilerin az olduğunu fark etmemle birlikte araştırmaya ikinci bir odak noktası dahil oldu: Transseksüellerin günlük yaşam pratiklerinin betimlenmesi.

İlk soru, toplumsal cinsiyet tartışmalarında transseksüel kimlik ve bedenin konumunu ve toplumsal cinsiyet kimliğinde bedenin rolünü belirlemeyi gerektirir. Ayrıca onların konuyla ilgili gerek tıbbi, gerek politik bilgi sahibi olup olmadıkları, transseksüel olmalarından dolayı günlük yaşamda resmi kurumlarla ve toplumla ilişkilerinde sorunlar yaşayıp yaşamadıkları ve eğer yaşıyorlarsa Türkiye’de kendileriyle ilgili yasal sürecin işleyişine ne ölçüde etki ettikleri de bu sorunun yanıtlanmasında önemlidir.

Günlük yaşam pratiklerinin nitelik ve sorunlarına ilişkin olan ikinci odak noktasını, araştırmaya katılan görüşmecilerin birbirleriyle, aileleriyle, transseksüel olmayan yakınlarıyla ve genel olarak toplumsal kurumlarla ilişkileri çerçevesinde ele aldım. Onların günlük yaşamlarını, aile ve arkadaşlık ilişkileri, günlük yaşam aktiviteleri, yaşamlarını kazanma şekilleri, din ve politikaya yaklaşımları, medyanın kendilerine ilişkin tutumu ile geçmiş, gelecek ve bugünü kendi durumları bağlamındaki değerlendirmeleri ile betimlemeye çalıştım.

Bu araştırmada temel amacım, yukarıdaki soruları görüşmecilerimin perspektifini anlamaya ve yorumlamaya çalışarak yanıtlamaktı. Bu amacın gerçekleştirilmesi, sosyal bilimlerde nitel araştırma teknik ve stratejileri kullanılarak mümkündür.(1) Çalışma, Ankara’da yaşayan on bir transseksüeli “kendi yaşam çerçevesi içerisinde ve detaylı olarak ele aldığından ve bu konuyu bütünlüğü, karmaşıklığı ve canlılığı ile ortaya koyma özelliği”(2) taşıdığından bir “durum incelemesi”dir. Veriler, görüşme (görüşmecilerin yaşam öykülerini de içeren yarı yapılandırılmış görüşme) ve gözlem teknikleri kullanılarak araştırmanın öznesi olan transseksüel görüşmecilerden, konu ile ilgili uzmanlardan (psikiyatr, hukukçu, emniyet görevlisi) ve konuyla ilgili literatürden (genel olarak toplumsal cinsiyetle ilgili, beden sosyolojisiyle ilgili ve özelde transseksüellerle ilgili sosyolojik literatür) elde edildi.(3)

Araştırma sahasına uygun düşmeyecek teori ve kavramlaştırmalardan kaçınmak, aklımda belli kalıplarla sahaya gidip, görüşmeleri o kalıplar ekseninde gerçekleştirmemek için, toplumsal cinsiyete ilişkin teorik okumalar dışında kalan literatürü, nitel araştırma yaklaşımına uygun bir şekilde, görüşmelerden birisiymiş gibi çalışmanın ilerleyen aşamalarında okudum. Bu araştırma stratejisini, konuyu katılımcılarımın perspektifinden ele alma amacım için seçtim. Böylelikle literatürden aldığım kavram ve kategorilerle sahaya inmek yerine, bu kavramları sahada aradım.(4)

Topladığım verileri ise tek tek görüşmeciler üzerinden değil, tematik alanlar üzerinden bir araya getirerek düzenledim ve yorumlamaya çalıştım. Nitel verinin analizi de “temel öğeleri; veri değerlendirme (verinin gruplanması, bölümlere ayrılması, kodlanması, özetlenmesi, kaydedilmesi, temalar altında birleştirilmesi, kavramlaştırılması), veri sunumu (düzenlenerek özetlenmesi) ve sonuçlara ulaşılması” şeklinde gerçekleştirilir.(5)

Bu betimleme ve yorumlama sürecinin temel mantığı, toplumu üreten ve yeniden üreten sosyal aktörlerin kendilerine ait anlam kodlarına sahip olduğu ve sosyoloğun da bu anlam kodlarını sıradan ve teknik dil arasında ara bir yol bularak kendi kavramsal ve kuramsal şemaları içinde tekrar yorumlayarak çalışması yönündedir.(6)

Bu çalışmanın güçlükleri ise araştırma öznelerinin transseksüeller olmasıyla başlar. Transseksüellerle çalışacaksanız, etrafınızdaki birçok kişi büyük bir merak ve dudağının kenarında ince bir gülümsemeyle, onları barlarda mı bulduğunuzu soracaktır. Görüşmecilerinizi savunmakla suçlanmanız, onların tek varolma mekânlarının barlar olmadığını anlatmaya girişmenizle başlar. Onlara karşı sürekli dikkatli olmanız, evlerine gitmemeniz vb. konularında uyarılar takip eder bunu. Tüm bunların bu kadar sık tekrarlanmasının ne anlama geldiğini, çalışmanın ilerleyen aşamalarında anlarsınız. Mümkün olduğu kadar –ne kadar olabildiği tartışılır– görüşmecilerinize karşı “tarafsız” bir tutum sahibi olmak ya da olmaya çalışmak, görüşmecilerin transseksüel olmaları nedeniyle taraflı davrandığınız düşüncesini doğurur. Hemen hemen herkesin transseksüellere karşı önyargılı olmasından ötürü, herhangi bir önyargı taşımamak bu konuda ortalamadan sapmaktır ve bu durum “normal” olmadığından siz de “tarafsız” olamazsınız. Bu toplumsal şartlarda bir transseksüel olmanın ciddiyetini, yalnızca onları anlamaya çalıştığınız için karşılaştığınız sorunlardan kestirebilir hale gelirsiniz.

Merak edenler için, görüşmecilerimi barlarda bulmadım. İlk tanıştığım transseksüel 23-24 Mayıs 2003 tarihleri arasında Kaos Kültür Merkezi’nin Ankara’da düzenlediği “Lezbiyen ve Geylerin Sorunları ve Toplumsal Barış İçin Çözüm Arayışları” başlıklı sempozyumda yaşam öyküsünü sunan Buse’dir. Buse’yle beş ay süresince, onun nöbetçi olduğu cuma günlerinde Kaos Kültür Merkezi’nde görüştük. Katılımcılarınız kim olursa olsun, samimiyetinize inandıkları ve size güvendikleri andan itibaren sizinle her konuda gönül rahatlığıyla konuşurlar. Güven kazanmak ve güvenilir biri olarak kalmak, samimiyetinizin ne kadar gerçek olduğuyla ilgilidir. Kentli orta sınıf üyesi bir kadın olarak, bu çalışmada tek derdim yalnızca onları anlamaktı. Bunun için onların en mahrem alanlarına girmem, unutmaya çalıştıkları olayları hatırlatmam, çekindikleri, sıkıldıkları ve sinirlendikleri konularda onlarla konuşmam gerekiyordu. Sürekli hayal kırıklığı yaşamak, etiketlenerek dışlanmak ve baskılanmak onların özellikle güven konusunda “tetikte” durmalarına neden oluyor. Siz ne kadar olduğunuz gibi durursanız karşılarında, güven konusunda da o kadar yol alırsınız. Ve birgün, Buse’nin bana yaptığı gibi, oldukça özel bir sırra ortak edilerek “özel” olduğunuz hissettirilirse, doğru yoldasınız demektir.

Buse’yle bu beş ay, çalışmamı ve amaçlarımı anlatarak, ondan da kullanmayı düşündüğüm veri toplama teknikleri dahil birçok konuda fikrini alarak geçti. İlk görüşmemi de Buse’nin tanıştırdığı ve çalışmada ismi Güneş olarak geçen transseksüelle gerçekleştirdim. Güneş sayesinde, araştırma sürecinde büyük yardımlarda bulunmuş olan bir diğer görüşmeci Derya ile tanıştım. Geri kalan görüşmelerin hepsi Derya’nın aracılığıyla irtibat kurduğum kişilerle gerçekleşti. Bu bakımdan Buse ve Derya araştırmanın anahtar kişileridir.(7)

Araştırmanın öznelerini, araştırmanın yürütüldüğü tarihlerde Ankara’da yaşamakta olan on bir transseksüel oluşturuyor. Bu kapsamda on erilden dişile (ED)(8) , bir dişiden erile (DE)(9) transseksüelle görüşmeler yaptım. Bunlardan dördü cinsiyet değiştirme operasyonu (CDO) geçirmiş, altısı geçirmemiş, fakat geçirmeyi planlayan; biri ise operasyon geçirmeyi düşünmeyen transseksüellerdir. Ayrıca çalışma özellikle, ailesinden destek görmeyen ve DE transseksüel olan Derya hariç, fuhuş yapmak durumunda kalmış transseksüellerle gerçekleştirilmiştir.

Karşılıklı olarak büyük bir heyecanla başlayan görüşmeler, uygun olan durumlarda görüşmecilerin evlerinde, diğer hallerde kafelerde gerçekleşti. Her görüşme öncesi görüşmecileri kendim, araştırma ve görüşmelerin nasıl kullanılacakları hakkında, ses kayıt cihazını açmadan bilgilendirdim. Ses kayıt cihazı kullanımına bütün görüşmeciler izin verdi ve hatta cihaz çalışmaya başladıktan kısa bir süre sonra varlığını unuttular. Görüşmecilerin hepsi, bu çalışmanın kitaplaştırılmasına sıcak baktı ve bunun için görüşmelerden sonra yardım edebilecekleri her durumda destek olacaklarını belirttiler.

Görüşmecileriniz transseksüeller olunca, yaşamöyküleri de birçok acı, şaşırtıcı, hatta şoke edici olay içeriyor. Zaman zaman dolan gözlerinizi saklayamadığınız gibi, ağzınızın şaşkınlıktan bir süre açık kalmasını da engelleyemiyorsunuz ya da engellemiyorsunuz; eğer duygularınız konusunda içinizden geldiği gibi davranmanın, özellikle araştırmacı-araştırılan ikiliğine düşmenizi engellediğine inanıyorsanız. Görüşmecileriniz sizin “nesne”leriniz değil, çalışmanızın “katılımcı”ları ise özel hayatınıza ilişkin sorularını yanıtlamaktan ya da onlarla şakalaşmaktan kaçınmıyorsunuz. Elbette araştırmacı ile katılımcı arasında, herhangi iki insan arasında olduğu gibi, her çabaya karşın bitmeyecek bir mesafe vardır. Ancak bu mesafenin en aza indirilmesi araştırmacının görevidir.

Bu amaçla, görüşmeleri yalnızca ses kaydının yapıldığı zamanla sınırlamadım, ortak zaman buldukça görüşmeler dışında da birlikte zaman geçirmeye çalıştım. Özellikle bu zamanlar, gözlem yoluyla birçok ayrıntı ve görüşme yapılmamış olan diğer bazı transseksüellerin hayatlarına ilişkin bilgiler elde etme olanağı yarattı. Görüşmeciler de sık sık bu tutumumun samimiyetime inanmaları, bana güvenmeleri ve kendilerinden bahsedebilmeleri konusunda olumlu bir etki yarattığını dile getirdiler.

Görüşmelerin en kısası yarım saat, en uzunu dört saat sürdü. Bu, görüşmecilerin kendilerini ifade edebilmeleriyle ilgilidir. Görüşmeler sırasında, görüşmecilerin isteklerine bağlı olarak, yaşamlarının çeşitli dönemlerine ait fotoğrafları da inceledim. Ancak güvenlikleri ve kimliklerinin gizli kalması için fotoğraflarını ve gerçek isimlerini kullanmadım. Kendi istekleriyle gerçek isimlerini kullanan Buse, Derya ve Okşan hariç, tüm görüşmeciler, kendi seçtikleri takma isimlerle çalışmada yer aldılar.

Derya’nın görüşmeden sonra, görüşmenin bir kopyasını istemesiyle, her görüşmeciye görüşmelerden hemen sonra deşifre edilen görüşme metinlerini verdim. Böylelikle görüşmecilerin görüşmeleri değiştirebilme, ekleme ve çıkarma yapma olanağı oldu. Görüşmeciler herhangi bir değişiklik talebinde bulunmadılar, ama bu uygulama sayesinde hayatlarını kendi “ellerinde tutmaktan” hoşlandıklarını belirttiler.

Araştırma temelde transseksüellerin bakış açılarını yakalamayı hedeflese de transseksüelliğe çeşitli disiplinlerin yaklaşımlarını ortaya koymak ve Türkiye’de toplumsal ve hukuki boyutlarıyla transseksüelliğin durumunu betimleyebilmek, mümkün olduğunca çok yönlü bakış açısı sağlayabilmek amacıyla konuyla ilgili uzman konumundaki kişilerle de görüşmeler yapmayı planladım. Bu kapsamda konuyla ilgili psikiyatri, tıp, sosyoloji ve psikoloji alanlarından birer uzmanla ve ayrıca emniyet görevlisi ve avukatla görüşme yapmayı düşündüm ve bu doğrultuda yarı yapılandırılmış görüşme formları hazırladım. Emniyet görevlisi ve psikiyatr ile yüz yüze görüştüm, avukat ile internet aracılığıyla iletişim sağladım. Tıp doktoru, sosyolog ve psikolog ise görüşme talebime olumlu karşılık vermediler. Bu da yeni uzmanlar aramama ve yeni hayal kırıklıkları yaşamama neden oldu. Bu araştırmanın en sıkıntılı süreçlerinden birisidir uzmanlar. Bu süreç, bir hafta boyunca, her gün yarım saatte bir telefonla aradığım halde bir türlü “yakalayamadığım” uzmanların bana acıyan sekreterlerinin kibarca boşa kürek çektiğimi belirtmeleriyle sona erdi.

Uzman görüşmeleri kadar verilerin toplandığı diğer kaynaklar da benzer şekilde sıkıntılıdır. Türkiye’de transseksüeller üzerine yapılmış yalnızca iki çalışmaya –Pınar Selek’in Ülker Sokak olaylarıyla ilgili Maskeler, Süvariler, Gacılar adlı kitabına ve Deniz Kandiyoti’nin “Pembe Kimlik Sancıları” isimli makalesine– ulaşabildim. Ankara’daki kütüphaneler de konuyla ilgili yabancı kaynak arşivi bakımından kısıtlıdır.

Son olarak belirtmeliyim ki, araştırma sürecinin başından itibaren, araştırma konusuna yönelik olarak destek veren kişiler, “transseksüellerin avukatlığını yaparak” onların “meşrulaşmasına” zemin hazırladığım yönünde eleştiren kişilerden sayıca azdır. Bu araştırmaya en büyük desteği verenler ise transseksüeller olmuştur.